|
Değerli Gönüldaşlarımız…. Bundan tam 50 yıl önce, 1961 yılında gurbet kelimesi bir başka konuşulur olmuştu anavatanımızda, anadolumuzda. Mukadderatın başrol kahramanları istikamet belirlemişti Avrupa içlerine. İşte Avrupa Türklüğünün temellerinin atıldığı bu yürek yangını fedakar çilekeş büyüklerimizi yad ederek, vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara hayırlı ömürler dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Avrupa Türklüğünün yürek yangını fedakar kurucuları, ilk gelenlerimiz, 1. Neslimiz, büyüklerimiz, kimilerimizin babaları kimilerimizin dedeleri, Adanadan – Konyadan – Trabzondan – Bayburttan – Erzurumdan – Ağrıdan- Aydından – Kayseriden – Kütahyadan – Boludan – Maraştan velhasıl Anadoludan gelmişlerdi. Ahmetti Mehmetti Hasandı Aliydi Mükremindi… Belki yerleri farklı, isimleri farklıydı, ama hepsinin yüreklerindeki yangın aynı yangındı. Bozkırlarda yankılanan bu yürek yangınında; korku vardı, endişe vardı, bilinmezlik vardı meçhul vardı, çaresizlik vardı Bozkırlarda yankılanan bu yürek yangınında beşikte bırakılan bebek vardı, hasta yatağında bırakılan ana vardı baba vardı, henüz doğmamış adını bile koyamadığı yavrusu vardı, yavuklusu vardı yeni evlendiği, yıllarca beklemişti onu evlenmek için, şimdi yıllarca bekletecekti onu yeniden kavuşmak için. Bozkırlardan yankılanan bu yürek yangınında; doğduğu toprakların kokusu vardı. Bozkırdan yankılanan bu yürek yangınında hasret vardı ümit vardı gelecek vardı cesaret vardı azim vardı kuvvet vardı, kudret vardı. Değerli gençler ilk büyüklerimiz buralara gelirken birçoğu köyünden bile çıkmamıştı, birçoğunun doğru dürüst okuma yazması bile yoktu, kimileri ayrılırken elini öpen yavrusuna delikli 25 kuruş bile verememişti. İşte bu şartlar altında başlayacak olan meçhule yolculukta bilinenler ise sadece, 1. ve 2. Dünya savaşlarıyla anılan, 12 milyon insanın öldürüldüğü büyük trajedinin merkezine istikamet alınışıydı. Bilmedikleri bir yaşantı, görmedikleri bir kültür, anlamadıkları bir dil, alışık olmadıkları farklı bir coğrafya bundan böyle yeni hayatları olacaktı.
Sanıyormusunuz ki buralara gelen ilk neslimiz, büyüklerimizin yorgun omuzlarındaki yük sadece şahsi kaygılarıydı, sadece şahsi rızk telaşıydı. Dünyaya yön vermiş bir ecdadın gururu vardı taşıdıkları, yıkımdan yokluktan tükenmişlikten bir mucize çıkarmayı başarmış yedi düvele karşı yalınayak savaşıp devletini yeniden kurmuş bir muhteşem iradenin onuru vardı. “Türkler olmasa tarih yazılamazdı” diyen Fransız sosyoloğun karşısına gidiyordu, tarihin çoğu güzelliklerine imza etmış bir milletin temsilcisi olarak. Bilinmezliklerin yönlendirdiği bu dikenli yola çıkılırken, ne yazıktır ki, ne acıdır ki o zamanın idarecileri onların işini kolaylaştıracak donanım imkanı sunmaktan bile acizdi. O kahramanlarımız tüm çaresizlikleriyle başbaşaydılar. Ne bir rehber, ne bir dil hocası, ne bir din hocası, ne bir hukuki haklar üzerine bilgilendirme, ne bir kimlik bunalımına karşı koruyucu tedbir, ne bir müracaat merkezi. Kaybolmaları, yok olmaları, benliklerini kaybetmeleri işten bile değildi. Böylesi bir mukadderatın başrol kahramanları tüm bu engellerin ve tehlikelerin karşısında dimdik kalarak yeni bir destan daha yazmanın kaderleri olduğunu biliyorlardı. -Tanıyacaklardı önce yeni Dünyalarını, sonra tanıtacaklardı kendilerini, -Sabredeceklerdi, direneceklerdi, yılmayacaklardı, kaçmayacaklardı, -Erimeyeceklerdi, tükenmeyeceklerdi, kaybolmayacaklardı, -Bozulmayacaklardı, çürümeyeceklerdi, eğilmeyeceklerdi, -Ezilmeyeceklerdi, bükülmeyeceklerdi, tükenmeyeceklerdi, -Teslim olmayacaklardı sahipsizliğe, çaresizliğe…. Alın terlerini çalışkanlıklarıyla ekmeklerine katık ettiler. Süratle seçilir oldular, aranır oldular, örnek alındılar, kazandıklarından çok kazandırdılar, En önemlisi bir oldular, birlik oldular, beraber oldular, teşkilatlandılar. Türk milliyetçileri damarlarındaki kudretin gereğini yerine getirip, güç oldular, ses verdiler, tek yürek oldular. Unutmadıkları namaz bir müddet sonra cami oldu onlara, ezan oldu gönüllere serinlik veren. Vatanlarından uzakta olmak daha bir vatanperver yaptı onları. Kendilerini sahipsiz bırakan ülke idarecilerine küsmediler, kızmadılar. Baktılar ki memleketlerinde 70 cente muhtacız deniyor, 70 milyar gönderdiler. Radyo başlarında memleket haberleri sevinçleri üzüntüleri oldu, ailelerini, akrabalarını, komşularını unutmadılar. Memleketlerindeki yıkık duvar binlerce kilometre uzakta onların gözlerini yordu. Beldelerindeki hastaneden çıkan feryat, yine binlerce kilometre uzaktan duyuldu derman oldu geri döndü. Değerli gençler işte bu destanı yazan sizlerin dedeleri bizlerin babaları bugün bizlere bıraktıkları en büyük değerler; mücadele azmi, yüksek ahlak, milli benlik, vatan sevgisi, millet sevgisi, Allah rızası, yaradılanı sevme duygusu her birimiz üzerinde ulvi bir sorumluluktur. Aziz Türk milliyetçileri, ülkücüler, gençler Bu yüce ve asil mirasın sahipleri biliriz ki sizler daha da yeni değerler inşa edecek, dahada belirleyici olacaksınız. Ne mutlu sizlere. Ne mutlu Türküm diyene. Allah yar ve yardımcınız olsun.
Rheinhausen Türk Kültür Ocağı Nasip Turhan Başkan |